Modern Kitap Kıyımı
Yapay zeka şirketleri ve çağımızın sessiz Beyt-ül Hikme yıkımı
Avrupa’da gece yarısı sıra dışı bir hareketlilik yaşandı.
SRF’in haberine göre yapay zeka şirketleri, yapay zekaları kullanarak yüksek miktarda, niş ve birbirinden alakasız alanlarda sahaflara siparişler oluşturdu. Sahaflar bu kitaplara “depo ölüleri” diyordu ve kimsenin yüzüne bakmadığı kitaplar olarak tanımlıyordu. Peki yapay zeka şirketleri neden “depo ölülerini” bir anda satın almaya başladı?
Son zamanlarda yapay zeka gelişmelerini takip edenler şunu her zaman duymaktadır “internetteki kaliteli insan verisinin sonlarına yaklaştık” ya da “yapay zeka artık kendi verisini oluşturuyor” evet bu doğru fakat kitap olaylarının arkasında yatan asıl neden de bu, model eğitimi.
Model eğitimi ve kullanılan veriler halihazırda hukuken ve etik olarak tartışmalı bir konu. Kullanılan veriler arasında bireylerin verileri olsa dahi bu bireylere sorulmadan, izni alınmadan yapılan bir uygulama. Bu yazıdaki konumuz bu değil fakat temelinde bu sorun yatıyor. Yapay zeka şirketleri hukuken bu durumun arkasından dolanmak istediler ve kapitalizmin o meşhur “mülkiyet hakkı” kalkanını kuşandılar.
Uygulama tamamen hukuki gibi görünüyor, değil mi?
Yapay zeka şirketleri sahaflardan kitapları satın alır, fiziksel mülkiyetlerine sahip olur, sonra bunları taratırlar ya da herhangi bir nesne gibi istediklerini yaparlar, sonuçta satın alınan mal artık onlarındır. Kapitalist sistemde buna karşı çıkmak zor zaten ABD mahkemeleri “fiziksel mülkiyet bulunduğu için bu işlem adil kullanımdır” diyerek sistemini savundu. - Ayrıca burada bir fikir mülkiyeti ihlali bulunuyor. Yazarlar “benim bilgimi kullanıyorsunuz, kitabın analog haline sahipsiniz diye içeriğine sahip değilsiniz.” derken, şirketler “biz kitabı yeniden yayınlamıyoruz dönüştürerek modelimizi eğitiyoruz.” diyor. Bu hala büyük bir tartışma konusu. -
Peki bu yazıyı neden yazıyoruz, madem satın aldılar asıl sorun ne?
Siz yarın kitapçıdan bir kitap alsanız ve sonra onu yakmaya ya da çöpe atmaya karar verirseniz size kimse bir şey diyemez. Parasıyla aldınız, kendi kararınızı vererek mülkiyetinize istediğinizi yaptınız. Yalnız yapay zeka şirketlerinin bunu büyük ölçekte yapması çağımızın en organize ve en büyük kültür yağmasıdır. Kitapların endüstriyel olarak hızla taranması için ciltleri kesiliyor, sayfalar taranıyor ve ardından kalanlar çöpe yollanıyor. Çöpe yollanmasını basitçe “tamam şirket veriyi zaten kaydetti kalan parçalanmış sayfalara ihtiyacı kalmamış” olarak okuyabiliriz ama durum bunun çok ötesinde.
Gelin bir düşünce deneyi yapalım:
Gözünüzün önünde işlenen bir suça şahit oldunuz ve bunu sadece siz gördünüz. Eğer siz bu bilgiyi paylaşmazsanız bilgi sizin tekelinizde olur, isterseniz yalan söylersiniz, isterseniz kimseye anlatmazsınız ya da karakola gider herkese açarsınız. İşte satın alınan kitaplar da bunun bir yansımasıdır. Şirket raflardaki tozlu bir bilgiyi satın alır ve modelini eğitir ama artık o bilgi kamuya açık değildir çünkü şirket tarafından çöplüğe yollanmıştır. Dijital çağ ile beraber her bilginin her yerde ve her an ulaşılabildiğini düşünmeye çok yatkın olabiliriz fakat öyle değil. Sahaflar ve eski kitaplar bazen ne olduğu bilinmeyen, bilinse de unutulan ya da değeri anlaşılmamış bilgileri ellerinde tutarlar, bu insanlığın analog bilgi havuzudur. Bu bilgiler bir kişinin elinde tekelleşir ve kalan bilgiyi doğrulama yöntemleriniz yok olursa o bilginin doğruluğundan emin olmak mümkün olmayan bir hale gelir.
Tek sorun bu da değil!
Sahaf kültürü (her ne kadar İstanbul’da öyle olmaktan çıktıysa da) kitapların uygun fiyata el değiştirdiği, paylaşıldığı ve döngünün olduğu bir ekosistem gibidir. Bir nevi kamusal kütüphane hizmeti verir. Gidersiniz bir sahaftan kitap satın alırsınız, altını çizersiniz belki biraz yıpratırsınız sonrasında ya satar ya da kütüphanenize eklersiniz. İlerde öldüğünüzde birkaç nesil sonra muhtemelen o kitap yine bir şekilde dolaşıma girecektir “babamın/annemin şu saçma kitaplarını satayım da yeni alacağım monta katkıda bulunsun.” Bu işlem toplumsal hafızayı diri tutar. Kitaplar ücretsiz kalmasa da bir çeşit ortak kültür havuzu olarak yerini alır. Fakat yapay zeka şirketleri bilgiyi modelini eğitirken kullanmak için satın alıyor, sonrasında bilgi kaynağını yok ederek tekellerine alıyorlar. Tarih boyunca kitaplar insanlar bilgi edinemesin diye yakıldı, bu sefer kitaplar sadece yapay zeka bilgi edinsin denilerek “yakılıyor”. Bağdat istilasında Dicle Nehri’ne dökülen Beyt-ül Hikme kütüphanesi gibi, yüzyılların birikimi olan niş bilgiler bir avuç şirket için sadece veri hammaddesi olarak kullanılarak yok ediliyor.


